Bakınız;

1 yorum

Eksik bir şey mi var?

    En büyük çaresizliği çok sevdiğimiz insanın aslında hiç de öyle biri olmadığını anladığımız an yaşıyoruz. Birini bir daha göremeyecek olmak değil, değiştiğini görmek bile değil. Kendimden iyi tanırım dediğimizin kendimizden bile olmayışı ne berbatmış, bunu kabullenmek ne zor. Asla yapmaz, asla gitmez, asla bunu sevmez. Yaptı, gitti, sevdi. En tuhaf olan da bu. Çok ya da az zamanda sevdiklerini, sevmediklerini, kızdıklarını, mutsuzluklarını görüyorsun. Bunları iyi biliyorsun, kendi hislerinden iyi. Bir gün geliyor, yollar ayrılıyor. Ve sen bakıyorsun ki kendi hislerinden iyi bildiğin hisler doğru değilmiş. O zaman diyorsun: “ben kendimi hiç tanımamışım.”

   Hiç tanımadığını anlamak mı yoksa çok iyi tanımak mı kötü bilmiyorum. Ama hiç tanımadığını anlamak berbat, bunu biliyorum. O zaman kendini önemsiz hissediyorsun, o meşhur kaynar sular ki başımızdan eksik olmaz, dökülüveriyor. “Bunu nasıl der, bunu nasıl yapar”lar en sonunda “demek ki tanıyamamışım”a dönüşüyor, sonra söyleyecek pek bir şey kalmıyor zaten. Sonrası önemsizlik, sonrası kabullenemeyeceğini bildiğin için unutma. Sonrası çaresizlik. Cevabını kimsenin bilmediği bir sürü sorular.

      Arka koltukta unutulmuş gibi. 

 

0 yorum

Acıkmışsam eğer;

Ekmek arası peynir zeytin gibi insanlar var. Zorda kaldığında, üşendiğinde yanındalar. Bi urfa kebap değil bi çiğköfte değil. Ekmek arası peynir lan. Nasıl da iyi geliyor insana. 

Bilmiyorum, insanları yemeklere benzetmek ne saçma. Hayvanları ülkelere benzettiniz mi peki? Kanguru bi kübayken zürafa fransa kadar zarif. Sevmediğim insanlarsa terliğe benziyor.
Urfa kebaplara aşık oluyorsun ekmek arası peynirler dostun oluyor.
Bi de beypazarı kurusu gibileri var ki bu konuda konuşmak istemiyorum.