Hep.
Hep.
Hevesim ve kursağım arasındaki aşk başka hiç kimsede yok.

Fazla mutluyum.

#Skins
En büyük çaresizliği çok sevdiğimiz insanın aslında hiç de öyle biri olmadığını anladığımız an yaşıyoruz. Birini bir daha göremeyecek olmak değil, değiştiğini görmek bile değil. Kendimden iyi tanırım dediğimizin kendimizden bile olmayışı ne berbatmış, bunu kabullenmek ne zor. Asla yapmaz, asla gitmez, asla bunu sevmez. Yaptı, gitti, sevdi. En tuhaf olan da bu. Çok ya da az zamanda sevdiklerini, sevmediklerini, kızdıklarını, mutsuzluklarını görüyorsun. Bunları iyi biliyorsun, kendi hislerinden iyi. Bir gün geliyor, yollar ayrılıyor. Ve sen bakıyorsun ki kendi hislerinden iyi bildiğin hisler doğru değilmiş. O zaman diyorsun: “ben kendimi hiç tanımamışım.”
Hiç tanımadığını anlamak mı yoksa çok iyi tanımak mı kötü bilmiyorum. Ama hiç tanımadığını anlamak berbat, bunu biliyorum. O zaman kendini önemsiz hissediyorsun, o meşhur kaynar sular ki başımızdan eksik olmaz, dökülüveriyor. “Bunu nasıl der, bunu nasıl yapar”lar en sonunda “demek ki tanıyamamışım”a dönüşüyor, sonra söyleyecek pek bir şey kalmıyor zaten. Sonrası önemsizlik, sonrası kabullenemeyeceğini bildiğin için unutma. Sonrası çaresizlik. Cevabını kimsenin bilmediği bir sürü sorular.
Arka koltukta unutulmuş gibi.
(Kaynak: ayolbenloya)
Filmi izlerken “keşke bitmese” dedim. Evet.
Ekmek arası peynir zeytin gibi insanlar var. Zorda kaldığında, üşendiğinde yanındalar. Bi urfa kebap değil bi çiğköfte değil. Ekmek arası peynir lan. Nasıl da iyi geliyor insana.